Mevcut performans değerlendirme sistemleri yerine bir model önerisi: Algı değerlendirme destekli performans modeli

Günümüz İnsan Kaynakları uygulamaları arasında yer alan performans değerlendirmenin objektif, nesnel, somut, ölçümlenebilir bir çerçeve dâhilinde olması gerektiği konusunda hem performans değerlendiriciler hem de değerlendirilenler aynı fikre sahiptir. Buna rağmen şirketlerin en çok eleştiri alan uygulamalarının başında, uygulama şeklinden bağımsız olarak, performans değerlendirme modelleri gelmektedir. Peki neden?

Çünkü daha ilkokul sıralarından itibaren içinde bulunulan bir yarış var, bir rekabet, sınavlar… Başarılı olanla başarılı olamayanı birbirinden sayısallaştırma ile ayırmayı isteyen bir sistem bu aslında. Yani iş hayatına gelene kadar tanışmış, alışmış olmamız gereken bir kavram, “performans”. Buna rağmen işyerinde “performans” kelimesi geçince, “performans değerlendirme dönemi” yaklaştıkça çalışanların yüzleri düşüyor, tedirginlikleri artıyor. Bunun sebebi işyerinde, okuldaki gibi “kanaat” kullanılmaması. Evet hatırlayın, sınavların dışında bir de kanaat notu diye bir olgu vardı, okulda. Bu sayede öğretmen, öğrencinin tüm yıl içindeki gayreti, performansı (belki geçmiş yıl performanslarına da bakarak) hakkında olumlu bir izlenime sahipse o öğrencinin almış olduğu kötü sınav sonuçlarını temel alarak sınıfta bırakma yoluna gitmezdi.

İşte bu iş hayatında uygulanan bir şey değil; iş hayatında öznelliğe yer yok, orada yapılan iş ve işlemlerin temelinde nesnellik var çünkü. Vladimir NABOKOV’un, Franz KAFKA’nın “Dönüşüm” isimli eseri üzerine verdiği ders notlarında içinde algı yönetimine dair ipuçlarının da bulunduğu şu satırlar bu anlamda dikkat çekici:

“Diyelim ki üç tip adam aynı manzarada yürüyor. Bir numara, sonuna kadar hak ettiği tatile çıkmış bir şehirlidir. İki numara ise meslekten botanist. Üç numara da oralı bir çiftçi. Bir numara, şehirli, gerçekçi, sağduyulu denen biridir, önünde ne varsa ona bakar: Ağacı ağaç olarak görür, girdiği yolun Newton’a uzanan yeni ve güzel bir yol olduğunu haritasından bilir; Newton’da işyerinden bir arkadaşının tavsiye ettiği iyi bir restoran vardır. Botanist etrafına bakınca gördüklerini birebir bitki yaşamının unsurları, belirli ağaçlar ve otlar, çiçekler ve eğreltiler gibi açık tanımlı ve sınıflandırılmış biyolojik birimler olarak görür; onun için gerçek budur: Daha meşeyi karaağaçtan ayırt edemeyen gamsız turistin dünyası fantastik, muğlak, hülyalı, hayal ürünü bir dünyadır ona göre. O yöreden olan çiftçinin dünyasıysa orada doğup büyüdüğü için, tek tek her ağacı ve her patikayı bildiği, yolunun üzerindeki her ağacı gölgesinden tanıdığı için, hepsi onun günlük işiyle ve çocukluğuyla sımsıcak bir ilişki içinde olduğu için ve diğer ikisinin - sıkıcı turistin ve bitki sınıflandırma uzmanının – orada, o sırada bilmediği küçücük bin bir şeyden ve düzenden haberdar olduğu için derinlemesine duygusal ve kişisel bir dünyadır. Sözünü ettiğimiz çiftçi çevresindeki bitkilerin botanik dünya görüşüyle ilişkisini bilmez, botanistse orada doğmuş biri için adeta kişisel anılar ortasında yüzen şu samanlığın veya babadan kalma tarlanın veya kavakların altındaki şu eski evin taşıdığı anlamı bilmez. Dolayısıyla karşımızda üç farklı dünya -farklı gerçeklikleri olan sıradan üç adam- var; şüphesiz başka varlıkları da tabloya dahil edebiliriz: Köpeği olan kör bir adam veya avcı, sahibiyle gezen bir köpek, günbatımını yakalamak isteyen bir ressam, arabasının benzini bitmiş bir genç kız…Bu dünyaların hepsi birbirinden alabildiğine farklıdır, çünkü ağaç, yol, çiçek, gökyüzü, samanlık, başparmak, yağmur gibi en nesnel kelimelerin birbirinden tamamen farklı öznel yan anlamları vardır. Aslına bakılırsa bu öznel hayat öylesine güçlüdür ki nesnel denen varoluşu içi boş ve kırık bir kabuğa çevirir.”

Hadi gelin de bu satırları okuduktan sonra objektif, nesnel, somut, ölçümlenebilir bir çerçeveye oturtun performans değerlendirmesini... “ağaç, yol, çiçek, gökyüzü, samanlık, başparmak, yağmur” gibi en nesnel kelimelerin bile birbirinden tamamen farklı öznel yan anlamları varken katışıksız nesnellik içermesi gereken / beklenen performans değerlendirmesi anlamını yitirmiyor mu, yanıltıcı ve aldatıcı olmuyor mu sizce de? Performans değerlendirme tam da bu yüzden bu kadar çok eleştiri alıyor işte.

Yani aynı anda, aynı yere bakan insanlar geçmişlerinin ve içinde bulundukları sosyal konumun etkisinde kalarak aynı şeylere farklı anlamları yüklemekte iken performans sistemi tasarlayanların hesaba katmadıkları bir kavram çıkıyor karşılarına: ALGI. Bu kavram nedeniyle her bir performans değerlendiricisinin aslında iyi bir algı yöneticisi olması gerekiyor. Performans değerlendirmeye ruh katan da bu kavram. Yoksa performans değerlendirmeler temelde verilen notlar ve geribildirimlerden ibaret. Asıl iş, değerlendirdiğiniz kişiyi içinde bulunduğu koşullar çerçevesinde değerlendirebilmek ve algıyı yönetebilmek. Bugün birçok eğitim şirketinin ikna mühendisliği, algı yönetimi vb. adlar altında eğitimler düzenlemesinin altında da bunun ayrımına varmış olmaları yatıyor.

Hal böyleyken, farklı dünyaları, farklı gerçeklikleri olan hepsi birbirinden alabildiğine farklı çalışanların objektif, nesnel, somut, ölçümlenebilir bir çerçeveye oturtulmasına imkân olmadığı düşünüldüğünde performans değerlendirme departmanlarına ilave veya bütünleşik algı değerlendirme departmanları ile uygulama şansı bulacak algı değerlendirme destekli performans modeli yakın gelecekte bizleri bekliyor olacak.

Günay Yıldız
Yönetim Bilimci
gunay81yildiz@hotmail.com