“İşimiz rakamlar değil insanlarla ama Finansçıyı Dinleyip Finansçıyı Tanımak rakamlara da doğal olarak olumlu yansıyor”

21 yıllık İK’cı, 16 yıllık “Finansçı”. İnsan Kaynakları Genel Müdür Yardımcısı olarak atandığı 10 ay içinde 200’e yakın şube ziyareti yaptı; hedefi 30 ay içinde tüm şubelerdeki çalışanlarla bire bir temas etmek. Bir “Finansçı” portresi çizerken biz rakamlardan yararlansak da 
QNB Finansbank İK Genel Müdür Yardımcısı Cenk Akıncılar, “Bizim işimiz rakamlar değil, insanlar; bu değeri herkesin yaşamasını sağlamak çok kritik. Zaten temel mottolarımızdan biri de Finansçıyı Tanımak, Finansçıyı Dinlemek” diyor ve ekliyor: “Saha ziyaretlerinde de amacımız rakamları konuşmak değil, en şeffaf şekliyle amaçlarımızı, odak konularımızı, sektördeki, bankamızdaki gelişmeleri anlatmak… 
İK olarak objektif olacağız, herkesi dinleyeceğiz, çözüm üretmeye çalışacağız, bunları da kurumun gelişimine ve trendlere hakim olarak,
hatta önünde ilerleyerek yapacağız. Ama her şeyden önemlisi güven duyulacağız.
Bu yaklaşım zaten günün sonunda rakamlar üzerinde olumlu etki yaratıyor”. 
Gelin; dinlemenin, empatinin, iletişimin önemini her fırsatta vurgulayan bir “Finansçı”yı birlikte tanıyalım, dinleyelim.

Temmuz 2018’de İK Direktörü, Ocak 2019’da ise Genel Müdür Yardımcısı olarak atandınız. Bu görevlere gelirken kendinize öncelikli olarak belirlediğiniz hedef neydi? 

Bu yıl itibariyle, organizasyonel gelişimden ücret ve endüstri ilişkilerine, işe alımdan IT tarafındaki projelere kadar uzanan kariyer yolculuğumda, İnsan Kaynakları alanındaki 21 yılı geride bıraktım. 16 yıldır da QNB Finansbank bünyesinde görev yapıyorum. Ancak yeni görevimle birlikte 16 senelik bir “Finansçı” gibi değil, burada çalışmaya başlayan yeni bir yönetici gibi hareket etmek istedim. Benim için insan odaklı olmak, çözüme yönelmek, dinlemek hep çok önemli oldu. Bu nedenle öncelikle bu kısma odaklanmak istedim. 

Sonuç olarak amacımız çalışanlarımızın ve kurumun başarısını sürdürülebilir kılmak. Bu sürdürülebilirlik içinde de en temel değer insan. Bu yaklaşımı ete kemiğe büründürmek, gerçekten içselleştirmek, bu değeri herkesin yaşamasını sağlamak bana göre son derece kritik. Nihayetinde İK olarak yaptıklarımızı çalışanlarımıza aktarabildiğimiz kadar başarılıyız.

Peki, kolları sıvadıktan sonra aldığınız ilk aksiyonlar neler oldu?

İlk planlama aşamasında, neye ihtiyacımız olduğuna odaklanmak benim için çok önemliydi. Tüm genel müdür yardımcılarımız ile bir araya gelerek neyi devam ettirmemiz, neyi geliştirmemiz gerektiğini konuştuk, görüşlerini aldık. Yöneticilerimiz, direktörlerimiz, bölüm müdürlerimiz ve unvandan bağımsız olarak büyük grupları yöneten tüm çalışan ve yöneticilerimizle İK ve iş konularının masaya yatırıldığı toplantılar düzenledik. Hala da ayda bir kez bu bağlamda bir araya geliyoruz. 

Bunun yanı sıra, “dinlemek” benim için her zaman çok kıymetli oldu. Zaten mottolarımızdan biri de “Finansçıyı tanı, finansçıyı dinle”. Bu nedenle tüm şubelerimizi ziyaret etmeyi hedefledim. Bunun ortalama 30 ayda tamamlanacağını tahmin ediyorum; şu ana kadar 200’e yakın şube ziyareti yaptım. Bunların bir kısmında yönetim kurulu ve genel müdür yardımcısı seviyesinde de katılımlar oldu; böylece saha ve yönetim çok daha etkili bir araya geldi. 

Bu ziyaretler sırasında amacımız rakamlar üzerinden ilerlemek değildi. Zaten mottomuzda belirttiğimiz gibi “Bizim işimiz rakamlar değil, insanlar”. Biz İK olarak objektif olmayı, herkesi dinlemeyi, çözüm üretmeye odaklanmayı, kurumun gelişimine ve trendlerine hakim olmayı hatta bunların önünden gitmeyi hedefliyoruz. Hal böyle olunca tüm çalışanlarımızla bir araya geldiğimiz saha ziyaretlerinde şeffaf şekilde amaçlarımızı anlatıyor; stratejimizi, bankanın genel durumunu, sektördeki gelişmeleri, odak konularımızı, politikalarımızı, kariyer imkanlarımızı, hatta varsa sorunlarımızı ve bunları nasıl aşacağımızı aktarıyoruz. Bunun yanı sıra tabii ki sadece şube ve bölge çalışanlarımızla değil genel müdürlük çalışanlarımızla da her fırsatta buluşmalarla bir araya geliyoruz. Örneğin, Eğitim Arası sohbetleri de bunlardan bir,. Amaç, her ortamda iletişimi kuvvetlendirmek.

Bu tür samimi yapılan insani dokunuşlar bağlılık ve memnuniyeti artırıyor. Çalışanın hem yönetime hem de kurumuna olan güveni perçinleniyor ve her ne kadar rakam konuşmasak da günün sonunda rakamlar üzerinde de olumlu etki yarattığını görüyoruz. 

Bu noktada üst yönetim desteğinin önemini de vurgulamak isterim. QNB Finansbank’ta insana dokunan, geliştiren bir yönetim yaklaşımının her zaman var olması kendimizi anlatmak konusunda en büyük desteğimiz oldu. Bu nedenle ekip olarak doğru kurumda, doğru yönetim desteği ile son derece keyifle işimizi yaptığımızı düşünüyorum. 

“KARİYERİME MATEMATİK ÖĞRETMENİ OLARAK BAŞLADIM, EN GÜZEL ÖĞRENME YÖNTEMİNİN ÖĞRETMEK OLDUĞUNU BİLİYORUM”

Cenk Akıncılar, Eskişehir Anadolu / Osmangazi Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Matematik Bölümü'nden mezun. Dört ay kadar matematik öğretmenliği de yaptığını anlatan Akıncılar, “İletişim ve anlatmak, kariyerime hep damga vurdu anlayacağınız” diyor: “Orada biraz daha tek taraflı, burada daha çok boyutlu bir anlatım söz konusu. Ancak elbette öğretmenlik deneyiminin getirdiği; dinleme, sabır, kendini geliştirme istediği gibi kazanımlarım oldu. Bana göre zaten en güzel öğrenme yöntemi, öğretmektir. Hala, geliştirebilmek için gelişme çabam sürüyor. Çok daha fazla okumaya ve zamanı daha iyi yönetmeye başladım.” 

Şimdilerde İK ekibi olarak neler öncelikli olarak yer alıyor ajandanızda?

Gündemde üç ana hedefimiz var ve tüm İK faaliyetlerimizi bu üç temel hedef doğrultusunda şekillendiriyoruz. Bunlar; “sürdürülebilir bir organizasyon yaratmak”, “çalışanların bağlı ve mutlu olmasını sağlamak” ve “çalışanlarımızın hem liderlik hem de teknik becerilerini geliştirecek eğitim programları yatırımlarına devam etmek.”

“UZUN YILLAR BİRLİKTE ÇALIŞTIĞINIZ BİR ÇALIŞAN PERFORMANS KONUSUNDA SIKINTI YAŞARSA, AMAÇ ONU YENİDEN OYUNA KAZANDIRMAK OLMALI. PERFORMANSA BÖYLE YAKLAŞIYORUZ”

Şu sıralar üzerinde çalıştığınız, yeni uygulamalar var mı?

Yakın zamanda performans yönetimine yeni bir yaklaşım getirdik. Kimi zaman hem merkez hem de saha çalışanlarımızın için işlerin istediğimiz gibi gitmeyebileceğini biliyoruz. Bu noktada çalışanlarımızın performans gelişimi konusunda İK olarak daha etkin olabileceğimiz bir süreç geliştirdik. Performans Gelişim Merkezi adını verdiğimiz bu uygulamada bir anlamda kariyer danışmanlığı yapıyor; sadece gelişim ihtiyacı olan çalışanlarımız değil performansla ilgili odaklanılması gereken çalışanlarımız için de bire bir hedefler belirleme, yakın takip, daha mentorluk diyebileceğimiz uygulamalar hayata geçiriyoruz.

Günün sonunda yaklaşımımız şu: Sizinle birlikte uzun yıllar çalışan biri herhangi bir dönemde sıkıntı yaşayabilir. Önemli olan onu tekrar oyuna kazandırmaktır. Sonuçta bu çalışan uzun zamandır kurumdaysa, ortak değerlere ve kültüre sahipsiniz demektir. Bu yeni performans yaklaşımı sayesinde müşteriye ve diğer bütün paydaşlarımıza daha fazla hizmet sunmuş oluyoruz.

Başarılı performansı sürdürmek tabii ki ana amacımız ve bunun birçok örneği var. 2011’de hayata geçirdiğimiz ‘şube müdürü aday değerlendirme merkezi’ de zamanla epey gelişti. Şu anda 300’e yakın şube müdürü adayı arkadaşımız var. Onların gelişimi devam ediyor. Herhangi bir dönemde doğan ihtiyacımız noktasında her an göreve hazır olacak şekilde dinamik kalmalarını sağlayamaya çalışıyoruz.

Bu programın bir benzerini de genel müdürlük çalışanlarımız için hayata geçirdik. Yönetici ve müdür adayları için geçtiğimiz Kasım ayında ilk grubu, Mart ayında ise ikinci grubu değerlendirme merkezine aldık. Böylece yaklaşık 90’a yakın arkadaşımız bu programa dahil oldu. 

Diğer tarafta rotasyon kurgumuz var. Yöneticiliğe giden süreçte, çalışanlarımız farklı fonksiyonlarda belli dönemlerde görev yapıyor. Satıştan hazineye, pazarlamadan finansa, krediler ve analitik ekiplere farklı farklı hatlar belirleyip çalışanlarımızın kendisini değişik iş kollarında geliştirmesini istiyoruz.

Tüm bunların yanı sıra en iyi yeteneklerle çalışma hedefimiz doğrultusunda üniversitelerdeki programlarımız tüm hızıyla sürüyor. İletişimde olduğumuz pek çok öğrenci kulübümüz var. Bunların hepsi bizim hem kendimizi anlatmamızı hem de içeriye etkin yetenekleri çekmemizi sağlamak konusundaki önemli araçlar.

Elbette çalışan mutluluğu ve sağlığı konusunda wellbeing’e yönelik çalışmalarımız da mevcut.

Öğrenme ve gelişim tarafında ne tür çalışmalarınız var? 

Bilgi, artık her yerde. Herkes her kaynaktan bilgiye ulaşabiliyor. Bizim, çalışanlarımıza doğru bilgiyi en etkin şekilde ulaştırmamız gerekiyor. Kendi kendine öğrenen organizasyon kültürü yaratmak istiyor, finansçıların sadece bizden gelenler kanalıyla sınırlı kalmayıp kendilerine bu anlamda yatırım yapmalarını, yeni ufuklar açacak yaklaşımları da sunmayı hedefliyoruz.

Bu doğrultuda QNB Finansbank’ta giriş seviyesi, görev değişiklikleri, proje bazlı ve katalog olmak üzere dört ana eğitim programımız var.

Giriş seviyesinde zaten çalışanlarımızın gerekli donanımla işe başlamasını hedefliyoruz. Görev değişikliklerinde, bir sonraki görevlerine hazırlanmalarını sağlıyoruz. Hem katalog eğitimleri hem de süreçteki zenginleştirilmiş kaynaklarla çalışanlarımızın yüzde 50’den fazlası gönüllü katılım gösteriyor. Bu eğitimlere başvuru sayısının bir önceki yıla göre iki kat artması gerçekten çok mutluluk verici.

Geçen sene kişi başı 9,5 gün eğitim verdik; bu sene hedefimiz 14 gün. Kısacası, gelişim konusundaki bu en güçlü kası hep çalıştırmaya devam etmek istiyoruz.

Genel bir pencereden bakarak gelecek öngörülerinizi de almak isteriz. Önümüzdeki dönemde İK konusunda hangi kavramların öne çıkacağını düşünüyorsunuz?

Gelecekten korkmamak gerekiyor. Geleceği ne kadar hazır karşıladığınız önemli. Çalışanlarımızı bu değişim ve gelişime ne kadar hazırlayabildiğimiz, İK’nın başarısını belirliyor.

Bu doğrultuda en iyi yetenekleri kuruma katmak her zaman önemli olacak ama en az bunun kadar önemli konu onları elde tutmak haline gelecek. Bu nedenle eğitim, gelişim ve sunduğunuz fırsatlar ön plana çıkacak. 

Gündemdeki yerini koruyacak temel konu ise duygular olacak. Her yöneticide bir ölçüde duygusal zeka olması gerektiğine inanıyorum. Ekibini dinleyen, anlayan ve onun gelişimine katkı sağlayan bir anlayışla liderlik sergileyen yöneticiler daha saygı duyulan ve aranılan yöneticiler olmaya devam edecek. Biz İK profesyonelleri de bu duygu tarafının her zaman olmazsa olmaz olduğunun farkında olmalıyız. Empati kurabilme ve iletişim becerisi giderek daha önemli hale gelecek. 

Bu gelişmelere İK ekibi olarak nasıl hazırlanıyorsunuz? Meslektaşlarınız olan okurlarımıza neler önermek istersiniz?

Çalıştığımız kurumun, iş kolunun ihtiyaçlarını anlamak, sektörün dinamiklerine hakim, bu anlamda yeni fırsat ve gelişmeleri de her zaman yönetime sunan, tüm paydaşlarla da objektif şekilde paylaşabilen tarafta olabilmek çok önemli. Bunun bir üst boyutu tüm küresel ve sektörel trendlere hakim, hatta bunların önünde giden, takip eden değil takip edilen bir İK olmak son derece önemli. Elbette işler ve süreçler bazında sakin kalmamız gereken zamanlar olacaktır ama daha çok proaktif olup genel trendlerle oyunun içinde yer almak ve iş kolunun sizden fikir alması; genel resme bu bütünsel hakimiyet İK ekiplerini etkili kılacaktır.

Öte yandan dijitalleşme ve sistemlerin otomatize olmasıyla birlikte gündeme gelecek yeni işlerin hangileri, ilave olanların hangileri olduğunu bilmek önemli. Toplumun ihtiyaçlarına, sizin şirket olarak ihtiyaçlarınıza ve çalışanlarınızın ihtiyaçlarına her boyuttan bakmak gerekiyor. Başarı, ihtiyacın en iyi şekilde analiz edilmesiyle geliyor.