41 yıl daha beklememek için…

İş dünyasında kadın liderliği için 41 yıl daha beklemeyeceğimize göre
çözüm sivil toplum ve gönül veren iş dünyası ve gönüllülerde…

Seçil Şendağ - KAGİDER Yönetim Kurulu Üyesi
360 İletişim Ajans Başkanı

Birleşmiş Milletler’in dünyayı dönüştürecek 17 sürdürülebilir kalkınma hedefi arasında toplumsal cinsiyet eşitliği beşinci sırada yer alıyor*. “Eşitlik” hedefi ile gerçek durum arasındaki fark o kadar büyük ki; kamu, sivil toplum kuruluşları, özel sektör ve gönüllüler bir araya gelmeden, hep birlikte büyük bir gayret sarf etmeden bu hedefe ulaşılması mümkün görünmüyor.

Türkiye, çok enteresan bir ülke. Kadınların dünyanın geri kalanına kıyasla çok erken dönemde toplumsal siyaset alanında erkeklerle eşit haklara sahip olduğu bir ülkenin vatandaşlarıyız. Henüz Avrupa’da, Amerika’da kadının parlamentoda temsili yokken, 1935 seçimlerinde 17 kadın milletvekilinin meclise girmesiyle dünyaya örnek oluyoruz.  

Aradan 80 yıl geçiyor. Cinsiyet eşitlikçi bir ekonomik gelişme için kadının konumu ilk kez G20 zirvelerine Türkiye’nin inisiyatifiyle dahil oluyor. Kadın 20 (W20) adlı açılım grubuna ilk kez Türkiye ev sahipliği yapıyor. Ülke olarak önümüzdeki 10 yıl içinde 100 milyon kadının iş hayatına katılmasına yönelik taahhütlerin alınmasına takipçi olma sözü veriyoruz.

Ancak bu ve benzer ilkler, toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda bugün son sıralarda yer almamızı engellemiyor. Engelleyemiyor.  

Kadınların iş hayatındaki konumunun değerlendirildiği rapora göre, OECD’ye üye 28 ülke arasında 26’ncı sıradayız. Cinsiyet ayrımı nedeniyle en çok gelir kaybına uğrayan ülkeyiz. Kadınların siyasette temsilinde dünya parlamentolarındaki ortalama kadın vekil oranı yüzde 19, bizdeyse yüzde 15 bile değil…

İş düzenleri değişirken kadın…

Bir değişime, dönüşüme ihtiyaç olduğu çok açık. Ortak kanı, kadınların potansiyellerini tam olarak kullanabilmeleri için ekonomik hayatta kartların yeniden dağıtılması gerektiği… Kazanımların en hızlı elde edilebileceği alanların başında ise iş yaşamı geliyor.

Halen çalışma yaş aralığında bulunan 29 milyon 500 bin kadının sadece 8.1 milyonu istihdamın içinde. Kadının eğitim seviyesi yükseldikçe iş gücüne katılım artıyor; ancak yeterli değil. Yükseköğretim mezunu kadınların iş gücüne katılım oranı %72,2. İşe girince de bu genç kadınların önünde maaş farklılıkları, terfi olanağı eşitsizlikleri, cinsiyete dayalı iş yeri ayrımcılığı gibi taşlı yollar var. ILO’nun ‘İş Hayatında ve Yönetimde Kadın Raporu’na göre tepe pozisyonlardaki kadın oranı yüzde 12 ve böyle giderse yönetim kurullarında kadın-erkek eşitliğine ancak 41 sene sonra kavuşulacak.

Çözümün temelinde iş yerinde ayrımcılığa neden olan politikaların değiştirilmesi yatıyor. Ancak her şey hassas dengelerle birbirine bağlı.

Genç kadınların iş hayatından ayrılmasında en etkili nedenlerden biri annelik… 0-5 yaş aralığında çocukların yüzde 86’sına anneleri bakıyor. Bu da, genç kadınlarının yüzde 60’ının anne olunca işten ayrılması ile sonuçlanıyor. Nedeni ise son derece basit. Danone ve KAGİDER tarafından yaptırılan ve geçtiğimiz Haziran ayında sonuçları açıklanan Çalışan Anneler araştırmasına göre iş yerlerinin ancak yüzde 2’si kreş yardımı sağlıyor. Ve sadece yüzde 5’inde kreş var.

Öte yandan, kadınları iş hayatına daha çok katmak için atılan iyi niyetli adımlar bazen umulanın dışında sonuçlar da verebiliyor ne yazık ki. Kasım 2016’da devreye giren annelik izni ve yarım zamanlı çalışma hakkı, özel sektörün üniversite mezunu genç kadınları tercih etmemesine neden oldu. Geçen yıl kadınlar daha fazla iş bulma şansına sahipken, bu yıl oran erkeklerin lehine değişti. Kadınların iş bulma oranı, yüzde 103,3’ten yüzde 45’lere kadar geriledi. Çünkü özel sektör yöneticileri, kadınları işe almaktan açıkça çekindi. 

41 yıl daha beklenmez ki… 

Daha kapsayıcı bir dünya, daha güçlü bir ekonomi için iş hayatında daha çok kadına ihtiyacımız var. Ancak kadınların yönetim kurulunda eşit temsiline daha 41 yıl (!) olduğuna ve kanun yapıcı olarak meclisimizdeki kadın etkisi yüzde 14,9 ile kısıtlı kaldığına göre, çok daha yenilikçi çözümler gerekiyor.

Bu noktada, özel sektör ve sivil toplum kuruluşlarının çalışmaları genç kadınları cesaretlendirme, bilgilendirme ve örneklerle yol gösterme açısından çok kıymetli.

KAGİDER’in yürüttüğü ve benim de gönüllü eğitimcilerinden biri olduğum Geleceğin Kadın Liderleri projesi, genç kadınların ekonomik ve sosyal hayata katılımını artırmak amacıyla hayata geçirilen uzun soluklu projelerden biri. 7 yılda 500 mezun veren bu proje, bu yıl New York’taki Birleşmiş Milletler 61’inci Kadın Statüsü Komisyonu (KSK) toplantılarında, “Değişen İş Düzeninde Kadınların Ekonomik Olarak Güçlendirilmesi” başlığında, dünyadaki en iyi örneklerden biri olarak aktarıldı. 2010 yılında Dünya Bankası tarafından fonlanan proje, 2011 yılından bu yana da Sanofi Türkiye kurumsal desteği ile yürütülüyor.

Bu projede, üniversiteden yeni mezun veya son sınıf öğrencisi, başarı potansiyeli yüksek ve eşit fırsata sahip olmayan genç kadınlar seçiliyor. Genç kadınların hem toplum içinde, hem de iş hayatındaki yerlerini kuvvetlendirmek amacıyla katılımcılara eğitim ve mentorluk desteği veriliyor. Projenin en etkili yönlerinden biri ise, genç kadınların, eğitmenlerin ve mezunların oluşturdukları iletişim ağı sayesinde karşılıklı desteği sürekli kılarak birbirlerini daima yukarı çekmeleri.

İş hayatındaki kadın yöneticilerle gençler arasında kurulan, mentorluğa dayalı her köprü, değişimin bir adımı... Dolayısıyla aktarılan her hikaye, bir diğeri için kaldıraç. Daha iyi yarınlar için, kadınların birbirlerine el vermesine, birbirlerini omuzlarında taşımasına ihtiyaç var.

* BM’ye üye 193 üye ülke tarafından kabul edilen “Dünyamızı Dönüştürmek: 2030 Sürdürülebilir Kalkınma Gündemi” başlıklı anlaşmada 17 sürdürülebilir kalkınma hedefi bulunuyor. Hedefler arasında 5. Sırada “Cinsiyet eşitliğini sağlamak, kadın şiddetine son vermek ve kadın ve kız çocuklarının toplumsal konumlarını güçlendirmek” yer alıyor.

Daha çok yolumuz var

  • Kadın istihdam oranında OECD ülkeleri arasında sonuncu sıradayız.
  • Dünya Ekonomik Forumu 2016 Küresel Cinsiyet Uçurumu Raporu’na  göre ise 144  ülke arasında 130. sırada yer alıyoruz.
  • BM İnsani Gelişme Endeksi'nde (HDI) cinsiyet eşitliği alanında 169 ülkede 83. sıradayız.
  • Ülkemizde kadınların istihdama katılımı yüzde 33 iken, AB ülkelerindeki en düşük kadın istihdam oranı Yunanistan’da ve bu oran %41,3.